2026'ya baba sözü
- Nail Azbay
- 1 Oca
- 2 dakikada okunur

Bu senenin yazısını hazırlamak için klavyemin başına geçtim.
Her seneyi uğurlarken “şunu yaptık, bunu yaptık; şöyle oldu, böyle oldu” gibi sözlerle seneyi özetlemeye çalışıyor, yeni seneyi de “şöyle yapacağız, böyle yapacağız” gibi bazı hedeflerle karşılıyorduk.
Bu defa bildiğiniz yıl sonu yazılarından olmayacak.
Bugün farklı şeyler söylemek, farklı şeyler anlatmak istiyorum.
Çünkü bu sene bizim için tüm duyguların iç içe geçtiği bir sene oldu.
Aynı anda hem sevinci hem üzüntüyü, hem zaferi hem zulmü tattığımız bir sene oldu.
O yüzden bu sene bildiğiniz şeylerden bahsetmeyeceğim.
**
Çocuklarını kemerle döven ve o anları kamera ile kayıt altına alan bir babanın (!) haberini yaptığımız için, babanın değil; haberi yapan kişi olarak bizim suçlandığımız, ifadeye çağrıldığımız konusuna girmeyeceğim.
İl Özel İdaresi’nin personel alım işinde 24 saat kala listelerin mucizevi bir şekilde güncellendiğini, bu güncellenen listelere yeni eklenenlerin bir anda işe alındığını; listeye eklenenlerin arasında her ne hikmetse bir milletvekili adayının, bir belediye meclis üyesinin kızının da asil listede yer almasını yazdığımız için yine suçlu ilan edilip yargılandığımız konusuna da girmeyeceğim.
Savcı karşısında henüz ifade sırası beklerken, değerli meslektaşlarımızın değerli yayın organlarında adeta bir terör örgütü üyesi gibi ismimizin kodlanarak; neyle suçlandığımızı, neden ifade verdiğimizi savcıdan değil bu haberlerden öğrendiğimiz konusuna da hiç girmeyeceğim.
Vatandaşa icra başlatması ile gündem olan bir il başkanının, haberlerimizin başlıklarını beğenmeyip “iğreti” bulmasından ve mızıkçılık yapmasından dolayı haber bültenlerini gönderdikleri WhatsApp gruplarından bizleri çıkarma “talimatı” vermesinden de söz etmeyeceğim.
“Yanlışlıkla” sosyal medya hesabımızın kapatıldığını, daha sonra mahkemenin “pardon” dediği olaydan da bahsetmeyeceğim.
Bizleri susturmak, pusturmak isteyenlerin FETÖ taktikleri ile önce bir suç uydurup ardından da üzerimize çullanmaya çalıştıklarından da bahsetmeyeceğim.
Muhasebecisine çocuk sünnet ettiren bir poliklinikte yaşananları haberleştirdiğimiz için, poliklinik sahibi olan doktorun dava açmasından da söz etmeyeceğim.
Alenen marka haklarımıza tecavüz girişiminde bulunan ve bunda ısrarcı olan malum müteahhitte “marka hırsızı” dediğim için ceza aldığımdan da bahsetmeyeceğim.
Memleketin gerçek sorunlarını unutan seçilmiş ve atanmışların, “zart-zurt” sebeplerden şehri tef gibi gerdikleri; felaket anlarında bile yan yana gelemedikleri konusuna da girmeyeceğim.
Her defasında basını kopyala-yapıştır habercilik yaptığı yönünde eleştiren seçilmiş ve atanmışların, birbirlerinin yaptıklarını aynen kopyalayıp yapıştırmalarıyla ortaya çıkan etkinlik karmaşası konusuna da girmeyeceğim.
Memleketimin geleceğine umut olamayan, şehrini tanımayan/tanıyamayan iktidar ve muhalefet siyasetçilerinin vasatlıklarına da girmeyeceğim.
Bu memlekete hizmet için gelenlerin bu memleketi çok çabuk unuttuklarını, bu memleketin sorunlarına kalıcı çözüm bulamayan ekiplerine de değinmeyeceğim.
**
HER ŞEYİ UNUTTURAN ŞEY…
Neden bunlara girmeyeceğim biliyor musunuz?
Tüm bunları bana unutturan, yorgunluğumu alan, beni hayata daha sıkı sıkı tutunduran bir şey oldu.
2025’in 19 Kasım’ında, sabah saatleri…
3 kilo 100 gram ağırlığında olmasına rağmen dünyanın en ağır ve en güzel yükünü omuzladım.
Babalığı…
Evet, ben artık babayım.
Hem de kız babasıyım.
2025’te onca şey yaşadım; birçoğunu artık hatırlamıyorum bile…
Güzel olan ve avucumdan hızla kayıp giden zamana da tanık oldum, geçmek bilmeyen sıkıntılı anlara da…
Hepsinin üzerine sünger çeken, içimdeki coşkuyu, heyecanı körükleyen tek şey Ayçıl Mihra’nın hayatımıza dahil olması oldu.
**
2026 HEDEFİ...
İşte bu yüzden 2026’da çok düz bir hedefim var.
Bir insana yeme ve içmeyi, yerken boğulmamayı, kakasını nasıl yapacağını, nasıl yürüyeceğini, nasıl konuşacağını öğretmeye çalışacağım.
Yukarıda özetlediklerime benzememesi için gayret edeceğim.
Bu yüzden “şunu yaptık, bunu yaptık; 2026’da bunu yapacağız” demeyeceğim bu sefer.
Bu sefer sadece şunu söyleyeceğim:
Şu an olduğu gibi, ömrümün kalan tüm zamanında kızımın gözlerinin içine bakarken huzur içinde bakmak tek gayem olacak.
Baba sözü…
Yorumlar